İznik Dağ Maratonu 2015

İznik Dağ Maratonu İçin İlk Niyet

İznik Ultra ilk yapıldığında ben zaten koşuya yani başlamıştım ve benim için çok bir şey ifade etmiyordu. Ben 45 dakikada 4,5 Km koşarken kendimi dünyanın en iyi koşucusu sanıyordum ve mesafeler kafamda pek oturmamıştı sanırım 🙂

Bir sonraki sene aynı tarihte biz ailecek Sapanca’ya giderken  herkesin İznik’e gitmesini çok kıskanmıştım, facebook ve twitter üzerinden sürekli yapılan paylaşımları görünce bir sonraki sene kesin katılmaya karar vermiştim.

 2014

2014 İznik’i için aylar öncesinden kaydımızı yaptırıp, ekip olarak bir köy evinde kalmayı planladık.

Ben Avrasya sonrası ortaya çıkan sakatlığımı koşmadan geçirirken, her türlü spora karşı doğuştan gelen yeteneğimi kullanarak buz pateni yaparken diz üstü düşünce oluşan ödem nedeniyle sakatlığım birkaç ay daha arttı ve İznik’te çok istememe rağmen koşamadım.

Tabi bu benim gitmeme ve orda eğlenmeme engel olmadı ama koşu içimde kaldı.

2015

O kadar çok eğlendik ki 2015 için ilk fırsatta kaydı yaptık ve aynı evi yine yaklaşık aynı ekiple tuttuk (Ya da ben böyle düşündüm :)) Yarıştan on gün önce kimsenin kayıt yaptırmadığı yarışa gelip gelmeme konusunda herkesin kararsız olduğu ortaya çıkınca tutulan ev iptal edildi ve yaklaşık yirmi kişilik ekipten bir tek ben  dımdızlak ortada kaldım 🙂

 Ulaşım ve Konaklama

Hemen sağa sola haber saldım ve gerekirse arabada bile yatmaya ama İznik’e gitmeye karar verdim. Neyse ki birileri Çamlık Otel’de birkaç oda iptal etmiş ve hemen bu haber bana ulaştı ve bir oda tuttum. Odayı tutunca başka bir odada üçüncü kişi olarak kalacak olan Fatih Kocaman’ı da ikna edip benim odaya aldım, artık bizim odamızdı 🙂

Tek mesele ulaşım kalmıştı, arabayla gitmeyi düşünüyordum ama erken çıkıp gidecek kimseyi bulamıyordum. Birden Yılmaz Keskin de arabayla tek gidecek lafları dolanmaya başlayınca hemen kendimi onun yanına attım.

 

 

Saat 15:30 Feribotuyla Yenikapı’dan Yalova’ya geçtik ve 45 dakika sonra İznik’teydik.

Bir önceki sene akşam 18:00 de işten çıkan Katife Keskin’i Kadıköy’den alıp yola çıktığımızda ulaşmamız 7-8 saat kadar sürdüğü için bu bana aşırı kolay geldi 🙂  Bundan sonra hep bu şekilde gidip gelmeye karar verdim 🙂

Yılmaz abinin 2 saniyede açılan çadırı 🙂

İznik’e gidince ilk iş Gece 00:00 da 136 KM için start alacak olan Yılmaz ağabeyin kamp alanını bulup çadırını kurduk ve benim otele geçerek kayıt alanında gerekmeyecek malzemeleri bıraktık ve kayıtta gerekli olan malzemelerimizde göl kıyısındaki fuar alanına gidip kolayca o işi hallettik. Ardından yarısını tanıdığımız diğer koşucularla sohbet, muhabbet, köfteci Yusuf ve bira keyfinin ardından çok geç kalmadan yataklarımıza girdik.

 Yarış Sabahı ve Start

Kahvaltı ekibimiz süperdi

Sabah çok geç kalmadan kalkıp güzel bir kahvaltı yaptık ve ayarlanan servislerle bu seneki start noktası olan Narlıca’ya gittik. Narlıca’ya ulaştığımızda yakın birinin düğününe gelmiş gibi, tanıdığımız pek çok kişinin bizden önce geldiğini görüp sevinçle herkesle muhabbete başladık. Ortam her anlamda çok sıcaktı 🙂

Rakiplerle yanyana, omuz omuza

Kısa süre Vali beklendikten sonra start verildi ve yokuş aşağı sakin sakin koşuya başladık. Mesafeyi bildiğimiz için hiç kasmadan sakin sakin ilerlemeye başladık, gevezelikte koşuculuktan daha iyi olduğum için hemen konuşacak birilerini aradım, Bilgin ve İlkim’i görünce hemen yanaştım ve ufaktan muhabbet ederek ilerledik. Bir süre sonra, konuşunca yavaşladıklarını düşünüp onları bıraktım Hülya’ya doğru ilerledim, az muhabbetle ilerliyorduk ki asfalt yoldan çıkıp patikaya girdik ve ufaktan ilk yokuşumuz başladı, büyük bir çoğunluk daha kasmayın artık yürüyoruz dediği için biz de yürüyerek yokuşu çıkmaya başladık, karşılaştığımız 136 Km koşan arkadaşları tebrik ederek ilerlerken Tanyar baba da geldi ve üçümüz çıkmaya başladık,  köylü teyzeleri ve çocukları birlikte geçtik ve tırmanmaya devam ettik, daha sonra ufaktan Taynar’ın arayı açması ve Hülya’nın yavaşlamaya meyletmesi nedeniyle yolun düz gibi olduğu ilk yerde Hülya’dan ayrılıp Tanyar’a doğru koşmaya başladım ve epeyce bir süre Tanyar’la birlikte gittim, daha sonra katılan üçüncü kişiyle Tanyar’ın muhabbeti çok koyulaşınca düz gibi olan yeni bir yer bekledim ve ilk fırsatta onlardan da koptum 🙂

 

 

 

Yokuşlarda hiç koşmasam da hep hızlı yürümeye gayret ederek tırmandım ve ilk mola yerine geldim. Aslında pek aç olmamama rağmen buradaki çılgın sofrayı görünce dayanamadım ve herşeyden bol bol yedim 🙂 (Peynir, zeytin, çerez, sandviç :)) Yıllardır hiç kola içmememe rağmen uyanıklık yapıp da bardağını taşımayanlara kola verilmediğini görünce taşıdığım bardağımla kola içesim de geldi 🙂  Koca bardakla kola ve arkasından birkaç bardak su içip oldukça şişmiş bir şekilde yola koyuldum.

Pek zaman kaygım olmadığı için burada harcadığım 3-5 dakikayı hiç kafama takmadım ama niye bu kadar çok yedim diye kendime biraz hayıflandım tabi 🙂

Bir süre sonra suyumu neden değiştirmediğime de hayıflanmaya başladım, su epeyce ısınmıştı aslında 🙂  Nasıl olsa dağdayız bir yerde çeşme bulup suyu değiştiririm diye düşünerek ilerlemeye devam ettim. Hiçbir yokuşta koşmuyor  hiçbir inişte yürümüyordum ama zaten iniş ya da düzlük neredeyse yok gibiydi. Gördüğüm tüm sularda ve istasyonda sürekli şapkamı, kafamı ve kollarımı ıslattığım için aşırı derece bunalmasam da sıcak epey etkiliyordu.

Hafayı düşünmeyen ve şapkası ve güneş gözlüğü olmayanları gördükçe ben oldukça serinliyordum 🙂  Kollarıma, enseme, bacaklarıma ve yüzüme sürdüğüm bir milyon faktörlü kalın güneş kremi tabakası her ne kadar beni bembeyaz gösterse de güneşten aşırı derece de korudu.

Yarış öncesi parkura doğru düzgün bakmadığım için nerede ne olduğu hep insanların muhabbetinden anlayarak 30 KM kadar geldik, o civarda birisi 31 K de Derbent de istasyon var dediği için yolda bir amcanın hortumla koşucuları sulamasına ben pek katılmadan ilerledim, az gittikten sonra birisinden düşün kağıt parçasında parkurun haritasını gördüm ve Derbentten sonra sürekli inişi görünce içime bir su serpildi, o anda epeyce ferahladım 🙂

 

Derbent istasyonunda Tohum Otizm derneğinden arkadaşlarımı görmek beni daha da rahatlattı, Çiğdem sınırsız su takviyesi yaparken diğer arkadaşlar bol bol yiyecek ve çay verdiler, atalarımızın dediği gibi çay tüm hararetimi aldı 🙂

Derbentdeki muhteşem ekip

Çantada kalan son suyu da döküp buradan sonraki 15 km lim sürekli iniş için yaklaşık bir litre suyun yeteceğini düşünerek su seviyesini ayarladım ve sakince ilerledim. Nasıl olsa bundan sonrası hep inişti.

Kısa süre sonra bu umutlarım gittikçe tükendi 🙂  sürekli dimdik yokuşlara gelip herhalde bu sondur diyerek ilerledim ama hiç son olmadı, yokuşlar ne kadar kötüyse karşılaştığımız inişler de o kadar kötü olmaya başladı. İnişler o kadar dik, yollar o kadar dolambaçlı, zemin o kadar taban acıtan taşlarla doluydu ki, gönül rahatlığıyla koşamadık bir türlü. Yol boyunca gelen whatsapp mesajlarına fotolarla karşılık verirken Celil geldi ve birlikte güzel özçekimler yapıp birlikte yolumuza devam ettik. Ben celilden daha düşüncesiz olduğum için inişleri daha hızlı inerek arayı açtım ve bir çamurlu su birikintisine rastladım, yol tamamen çamurlu suyla kaplığı olduğu için, iyi bir ultramaratoncunun düşünmeden koşarak içinden geçeceği çamurlu suyun karşısında dondum kaldım, ne yapacağımı bilemez halde öyle beklerden bir arkadaş daha geldi ve epey birlikte düşündük 🙂 İçinden geçmekle çevredeki dikenli ağaçların içinden  geçmek arasında düşünüp dikenleri seçtik 🙂 O an için zor ve biraz acılı olsa da geçtikten sonra bu çok mantıklı bir karar gibi geldi 🙂 Yarış sonunda çamura girenlerin pişmanlığını duyunca daha çok sevinecektik 🙂

Bir süre daha indikten sonra bu sefer tertemiz bir su birikintisine geldik. Suyun üzerindeki büyük kayalara basarak karşıya geçtiğimde gelenlerin düşünmeden suya dalmalarına rağmen ayağı ıslatmanın gereksiz olduğuna karar verdim ve herkes içinden geçerken ben kayaların arasından eğilim muhteşem buz gibi suyla ellerimi, kollarımı, bacaklarımı ve kafamı epece ıslattım ve son 5-6 km lik düzlüğe ulaştım. Bundan sonraki toprak yolda epeyce hızımı arttırdım ama çoktan altı saati geçmiştim, bunu kendime hiç dert etmeden güzel güzel koşmaya başladım, zaten hiçbir yokuşta koşmadığım için aşırı da yorulmamıştım ve çok hızlı gidiyordum, bu yolda epeyce kişiyi geçtim ama karnım aşırı acıktı, yol boyunca kendi malzemelerinden sadece bir tahin-pekmez tüpü ve bir jel yediğim, birkaç tane de magnezyum şekeri emdiğim için bir protein bar yiyerek karnımı doyurmaya karar verdim, 2-3 km kalmışken çok gereksiz bir düşünce olsa da bana o anda mantıklı geldi ve protein barı açıp büyükçe bir ısırık aldım, bu büyük ısırık barın yarısı anlamına geliyordu 🙂 Ağzım tamamen doldu ve zor nefes alarak bir yandan hızla koşup bir yandan çiğnemeye çalıştım fakat zaten abuk sabuk bir şey olan protein bar susuz gidecek gibi değildi, sıcak ta olsa suyumu içip yutmayı denediğim anda suyun bittiğini fark ettim ve yıkıldım 🙂 Hemen komşulardan su istedim ama herkesin suyu bitmişti 🙂 Hem yutmaya çalışıp hep koşarken bir de toprak yolda artık geçmeye başlayan arabaların tozu tam tuz biber oldu 🙂

Son Düzlük

Bir süre sonra asfalt yola geldim ve hızlanmaya devam ettim. Artık şehrin içindeydik ve insanlar nadir de olsa destek oluyordu, polisin birim için ayırdığı yolda ilerleyerek sahile ulaştım artık çok az kalmıştı, birden muhteşem üçlüyü gördüm, Ceren, Oğuz ve Özgül koşmasalar da bize destek olmak için bisikletleriyle gelmişlerdi, son kısmı dördümüz birlikte bana verilen gaz eşliğinde ilerledik.

Özgül, Oğuz ve Ceren

Son 500 metrede Çamlık Otel’in önüne tezgah açan AdımAdım destek ekibi de gazı resmen kökledi 🙂 Hızı son noktasına ulaştırıp bisikletlilerle yarışmaya başladım ve finish ten geçtim. Aldığımız muhteşem madalyanın ardından çimlere oturduğumda muhteşem üçlünün daha bir muhteşem olduğunu ve benim için buzzz gibi bir bira ayarladıklarını gördüğümde neredeyse ağlayacaktım.

Mutlu son dedikleri sanırım buydu.

Bira ve suyu bitirip masaj için ayrılan kısma gittiğimde gördüğüm ortam tam süperdi, bir sürü masör bizi bekliyordu ve sıra beklemeden hemen bir sedyeye kendimi attım, başka hiçbir yarışta olmayan sırt masajı da saatlerce çantayla koşmuş bizler için bir ilaç gibiydi. Masajın ardından keyifle AdımAdım destek ekibine katıldım ve elimden geldiğince ben de yeni gelenlere destek oldum.

Akşam yemeğinde balık ve ev yapımı böcük de tüm protein desteğini sağladı 🙂

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir